Profesör ve Tokyo: Gerçek hayatta daha seksiler!

Gözümüz aydın! Fenomen haline gelen İspanyol yapımı Netflix dizisi La Casa de Papel’in üçüncü sezonu onaylandı. Dizinin en popüler iki yıldızı, Álvaro Morte yani El Profesor ve Tokio olarak tanıdığımız Úrsula Corberó ile Roma’da buluştuk ve bolca kahkaha atarak sohbet ettik.

Uykusuz kalmak uğruna La Casa de Papel izleyip Ciao Bella söyleyenler, Internet’ten Dali maskesi sipariş verenler, ekrandaki Eurolara bakıp iç geçirenler ve en çok da Profesör ve Tokyo’nun hayranları, bu röportaj sizin için. Bu arada belki duymuşsunuzdur ama tekrarlayalım, dizinin 3. sezonu onaylandı!

Úrsula, ekranda göründüğünden çok daha güzelsin!

Úrsula Corberó: İnanayım mı sana?

Aaa, tabii ki! Çok ciddiyim.

U.C.: Tamam, inanacağım, çok teşekkür ederim. İnsanın hemcinsinden bunu duyması daha iyi hissettiriyor.

Kesinlikle öyle. Ama seni sadece ekranda görüp güzelliğine vurulanlar da çok fazla. Aynı şey Álvaro için de geçerli. Röportaj öncesinde Instagram’da “El Profesör ve Tokyo’ya sorunuz var mı” yazdım; gelen cevapların yüzde doksanı “Benimle evlenir mi, sorar mısın” oldu.

U.C.: Bunu söyleyenlerin fotoğrafları var mı hemen göster.

Álvaro Morte: Hepsiyle aynı anda mı evleneceğim? Çok eşliliği kabul ediyorlar mı?

Bu hayranlığın sebebi ne sizce; canlandırdığınız karakterlerin gücü mü, sizin yakışıklı ya da güzel olmanız mı yoksa herkes Stockholm Sendromu mu yaşıyor?

U.C: 2 günde 2 sezonu bitirenler var, yani Stockholm Sendromu olma olasılığı yüksek.

A.M.: Bilmiyoruz, eğer bunun sırrını bilseydik hemen böyle başka bir dizi daha yapardık ve bir iki haftada milyoner olurduk. Bu diziyi başarılı kılan çeşitli unsurlar var. Karakterlerin insani yanları ve aksiyon, dram ve komedinin mükemmel şekilde dengesi, senaryonun çok iyi yazılması, başkaldıran insanların dizi ile kurdukları bağ, çok fazla şey var. Ama tek kelime istersen büyü derim! Çünkü tam bir tanımı yok bunun.

U.C.: Olsa da bilmek istemeyiz.

A.M.: Evet istemeyiz, böyle güzel.

Ama yeni sezondan bahsediliyor…

A.M.: Evet, dün bir tweet gördüm “Çok iyi bir şekilde bitti, neden kutuyu tekrar açalım?” diyordu. Bunu anlıyorum. Bu dizinin yaratıcısı çok zeki bir adam. Dizinin devamının başlangıcı kadar iyi olacağına inanıyorum, ona güveniyorum. Doğru malzemelerimiz var. Neden yeniden pişirmeyelim? Ama şimdilik 3. sezon hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Doğru mu bu?

A.M.: Yemin ederim ki doğru! Hiçbir şey bilmiyoruz!

U.C.: Doğruyu söylüyor.

A.M.: Yapımcımız Alex Pina’ya sordum, “İnanılmaz olacak” dedi. Başka bir şey de söylemedi! En baştan beri böyleydi. Her şeyi kronolojik olarak çektik ve devamı hakkında bizim gidişatımıza göre karar verip değişiklikler yaptı. Bence çok akıllıca bu.

Sadece tek sezonluk yerel bir dizi olarak başlayıp dünya çapında izlenen büyük bir yapım olmak nasıl hissettiriyor?

U.C.: Epey komik bir durum aslında bu ama kötü anlamda söylemiyorum. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Çifte hayatı olan bir projeye dönüştü. Mutluyum, şükrediyorum böyle olduğu için. Çok çok tatmin edici bir iş bu. Başka bir iş olsaydı belki bu kadar büyümesinden dolayı utanıyorum diyebilirdim ama hayır, bu proje için çok fazla emek sarf edildi. Tahmininizden fazla sevgi ve emekle yapıldı. O nedenle bu noktaya geldiği için çok mutluyum. Sen ne düşünüyorsun Álvaro?

A.M.: Çılgınca buluyorum. İspanya’da yerel, sıradan bir kanalda gösteriliyordu. Herkes sonraki bölümü izlemek için bir hafta beklemek zorundaydı. Ama Netflix’de gösterilmeye başlayınca tüm dünyaya ulaştı. Bütün bölümleri tek oturuşta izleyenler var. İlk bölüme başlayıp 2 gün sonra “hepsini bitirdim” diyenlere inanamıyorum. Nasıl yani?

U.C.: 2 sezonu 2 günde izleyenler var.

A.M.: Çılgınca değil de ne bu? Dünyanın her yerinden güzel mesajlar almak inanılmaz güzel. Şimdi baştaki emeğimizin karşılığını alıyoruz ve sevgiyle yaptığımız işin sevildiğini görünce daha çok şevkle çalışıyoruz.

Peki bu ilgi sizin hayatınızda ne kadar değişime yol açtı? Sokakta rahatça yürüyebiliyor musunuz?

A.M.: Instagram’a bir foto koyuyorum ve sadece 1 dakika sonra gelen yorumların sayısına inanamıyorum! Nasıl yani diyorum her seferinde. Şu anda Roma’da daha rahatız mesela, çok fazla tanınmadık ama Netflix’den söyledikleri kadarıyla Arjantin’e gitsek korumasız gezemezmişiz. Öyle şey olur mu hiç? Koruma mı?

U.C.: Ne koruması, öyle bir şey olamaz.

A.M.: Mümkün değil.

İstanbul’da da rahat yürüyemezsiniz…

U.C.: Düşünemiyorum öyle bir şeyi. Ben sakin sessiz, normal hayatımı çok seviyorum.

Dizide tam “Aman yani bu çok saçma” dediğimiz her şeyi ağzımıza tıkıyorsunuz. Böyle kendi kendine devamını anlamış ya da açığınızı yakalamış gibi izleyen ama sonra senaryonun detaycılığı ile şaşıranlar, ‘Yanılmışım’ diyenler var mı çevrenizde?

A.M.: Biz bile söylüyoruz bunu.

U.C.: O kadar iyi kurgulanmış ki biz okurken ya da kendi aramızda şaşırıyoruz, seyirci nasıl şaşırmasın?

“BAŞTA ROLÜM AZDI”

Senaryoda sizin etkiniz ne kadar?

A.M.: Bizim etkimiz daha çok Alex’in gözlemlerine dayanıyor. Mesela benim karakterimin başta çok daha az rolü vardı. İlk hikayede düşünülen buydu. Çekimler sırasında değişti.

U.M.: Çünkü iyi oynadın.

A.M.: (Abartılı bir şovla arkasına yaslanıyor) Evet, iyi oynadım, ne yapabilirim?

‘PROFESOR’E BENZİYORUM’

Karakterlerinizle gerçek arasında ne kadar benzerlik var?

U.M.: Çok var, ben acayip cesur bir kızım. (Suratını buruşturuyor) Tam tersi! Hiç değilim. Başta karakteri okuyunca çok sevdim ve Tokio’yu mümkün olduğunca güçlü oynamayı düşündüm. Bir deneme yapmak için kendi kendime sokakta insanlara mümkün olduğunca gözdağı vererek yürüdüm ne kadar oldu bilmiyorum. Dizi yayınlandıktan sonra da “Ben de Tokio kadar güçlü olabilirim” dedim ve aynen Tokio gibi yine öyle göz dağı vererek yürüdüm ve insanların bana baktığını gördüm. “Demek ki Tokio gibi olabiliyorum” derken fark ettim ki “O dizideki oyuncu” olduğumu anladıkları için bakıyorlar. Kendi halimde yürüyorum artık. Ben korkak ve ürkeğim diyebilirim.

A.M.: Benim Profesor’le uyan bir yönüm var. Profesor tamam çok zeki, kurnaz ama bunların ötesinde çok ama çok sıkı çalışıyor. Kendini işine adamış. Benim de yapmam gereken bir iş varsa öyleyim. Her şeyi unutuyorum. 10 saat çalışabileceksem neden 8 saat çalışayım? 5 saatlik uykuyla kalabiliyorsam neden 8 saat uyuyayım?

O yüzden mi böyle enerjiksin?

A.M.: Galiba öyle. Bir de biraz fazla takıntılı çalışıyorum. O yüzden Profesor’u anlıyorum.

U.M.: Bense çok uyumayı ve iyi çalışmayı tercih ediyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s